Dört Bir Taraf Dağ

image

Daglarin zirvesine cikmak bana her zaman şehri yenmek, ona yukardan bakabilmek gibi gemişti. Hakimiyet kurmak demeyelim ama güç duygusu hissetiren bir durum olurdu. Meğer hiç de öyle değilmiş. Zirvesinden bakmadığın müddetçe dağlar hep insanı korkuturmuş.
İstanbulda gökdelenlerin arasına sıkışmış bir hayat sürüyoruz. Ama onların kul yapımı olduğunu da biliyoruz. Dağlar öyle değil işte.
Bir haftalık Van seyahatimde boyunca dağlar beni hiç bu kadar beni sıkıştırmamıştı. Gökleri delen binaların arasında geçen hayatım, şimdi sanki şu dağların arasında sıkışmış kalmıştı. Gökyüzüne baktıkça dağlar çarpıyordu gözüme.
Erek Dağı karlı karlı bakarken, bir diğeri kupkuru duruyor tam karşında. Böyle kolarını açarak itmek istiyorsun dağları. Çünkü sana aslında ne kadar küçük olduğunu hissettiriyor. Ufaksın ya sen. Miniciksin.
Metropoldeki gökdelenlerden değil bunlar. Bunlar insana hayatı hatırlatıyor. Nasıl yapmışlar demiyorsun burada. Nasıl yaratılmış bunlar diyorsun. Ne koca koca yaratılmış.
O küçük dağları (tabir-i caizse) senin yaratmadığını bağırıyor. Diyorum ya sen kimsin ki diyor. Şu koca dağlar, dağlar, dağlar….
Yoksa Anadolu insanı bundan dolayı mı bu kadar alçakgönüllü oluyor. Yoksa metropol insanı dağlara bile ev yaptığı için mi bu kadar mutsuz oluyor.

uyarı: sitemdeki yazı ve fotoğrafları izinsiz ve kaynak göstermeden kullanmak kesinlikle yasaktır!!!