Hayallerime Maydanoz Bir Hikaye

imageHayallerime Maydonoz Bir Hikaye

Bilmiyordum. Öğrendim. Meğer şu mutfağa olan uzaklığım burcumdanmış. Ayın dünyaya olan uzaklığının yıldızlar üstündeki etkisiymiş beni mutfak robotuna uzak tutan. Öyle dediler. Bilmem ki doğru mudur?

Ellerim bulaşıklı. Yemek yerken bir tabağın bu kadar kirlenebilmiş olmasına şaşkın bir şekildeyim. Musluktan akan suyla, deterjanın uyumuna ve en güçlü kirlerin kolayca çıkabileceğine gönülden inanıyorum. İnanmak zorundayım. Başka çarem yok. Durulamadan koydu mu aynen çıkıyor biliyor musun.

bir dakika

Suyun sesi bastırsa da telefon mu çalıyor?

Evet.

Telefon çalıyor.

Hakaret etseler bu kadar sinirlenmem.

Ellerim, deterjanlı. Hem de tabakta ki kir uğruna birazdan kupkuru olacak olan ellerim. Yetmezmiş gibi telefon çalıyor. Açsam mı diyorum.

Ay kim arar ki beni acaba …

Kimse kim, Birazdan ararım ben onu.

Amann

Yok yok dur açayım.

Hem de bir numara.

Aaa Ankara hem de….

-Efendim

….

Bir haftalık evin büyüğü olma deneyimim hala bitmemiş.

Ellerim mi?

kuru tabi.

Eve giderken bakkala uğrayıp almam gerekenler var.

hem de almam gerekenleri ben belirledim.

İlginç.

Ekmek, yoğurt, filan…

Kasadayım.

Ellerim dolu.

Bakkalda kasadayım.

Klasik büyükşehir hamallığı.

Poşet taşıma bağımlılığı

Cuma akşamı tüm haftanın yorgunluğu.

Karşıdan karşıya geçme çabaları.

Bir de…

Çantamın içinden gelen bir ses.

Beş dakikaya evdeyim.

Nerde kaldın telefonudur kesin bu diyorum.

Bakmayayım diye karar veriyorum.

Yok kararıma hareketlerim uymuyor.

Poşetler kenara konmadan dirseğime doğru itiliyor ve saçma bir el çabukluğuyla telefonu açıyorum.

-efendim

ankara

….

hayalleriniz sağlam kazığa bağlandığı halde kuvvetli bir kasırgayla yıkıldı mı? Yıkıldı benimkiler.

Hemen depresyona girdim çünkü depresyon ertelemeye gelmez geçen sene öğrendim.

Geldi mi gireceksin.

Bekletme.

Pazartesi evdeki bütün tatlıları yiyorum.

Beş dilim oldu.

….

Perşembe,

olası bir olasılığa rağmen hiç bir hareket yok şu tevafuklarla dolu dünyamda.

Saat 12.

Öğlen.

Ağzım yemekle dolu çünkü depresyon tam anlamıyla geçmiş değil.

Mutfaktan odaya geçip.

Bir reality şovda kendisine kısmet arayan fitneci kızlarla malum bisküvi reklamından fırlamış erkeklerin ilginç diyaloglarına şahit olup kafa dağıtacağıma gönülden inanmışım.

Telefonum çalıyor.

Ağzım dolu.

Ellerim boş, bu sefer ama ağzım dolu.

Ömrümde hiç hızlı yemek yemedim.

Allahım.

Hem de Ankara.

Çiğnemeden yuttum.

Telefonu açtım.

Telefon çekmiyor taklidi yapıp ağzımdakileri yutmaya çalışıyorum.

En son.

-ah evet, buyurun benim.

….

yıkılan hayalimin bağlandığı sağlam kazığı yakalayıp geri getirmişler meğer.

Gel diyorlar.

Bak diyorlar.

İnan diyorlar

Depresyona da girsen peşini bırakma diyorlar.

Öyle yapmıştım çünkü bittiğine inanamayıp,

defalarca arayıp yalvarmıştım.

İstemek , inanmak, ve istediğine inandırmak

….

Aç kalmadıkça, yolum dahi düşmeyen mutfağa bak bütün hayallerimle bağlantı kurdu kendine iyi mi? Eee…. Ne de olsa maydanozun ev sahibi.