Fantastik Çelebi: Kılıç Ali Paşa

Dizlerimi karnıma çekmiş ve kollarımla dizlerime sarılmış bir şekilde kumsalda oturuyordum. Karşımda ‘’la castella’’ ve iyonya denizinin eşsiz maviliği…. nerde miyim? İtalya’yı çizmeymiş gibi düşün işte o çizmenin burnundayım, Calabria bölgesinde. Akşam üstü ile öğleden sonra arasındaki en güzel zaman diliminde kumsalda oturmuş çocukları seyrediyorum.

etraftaki bütün çocukların telaşı aynı, la castella’ya en çok benzeyen kumdan kaleyi kim yapacak. Bir tanesi hariç. 11-12 yaşlarında olan bir erkek çocuğu bu… kumdan gemiler yapıyor. Küçük, büyük o kadar çok gemi yapmış ki Dünyanın en büyük kumdan donanmasına sahip.

Kalkıp yürüyerek yanına gidiyorum. ‘’Ciao /merhaba’’ diyorum. Hemen karşılık verip meşgul olduğunu belirten tavırlar takınıyor. Ama ben bildiğim bütün İtalyanca kelimeleri tüketmeye yemin etmiş biri olarak adını soruyorum. ‘’come ti chiami?’’

‘’Kılıç Ali’’ diyor.

Şaşkınlıkla çocuğun yüzüne bakıyorum. Türkçe soruyorum, nerelisin sen?

-Ne önemi var diyor.

-Türk’sün diyorum.

-Hayır Devlet-i Al-i Osmanlı’danım diyor.

İşin içinden çıkamayacağımı anlayıp başka yönden ilerlemeye çalışıyorum.

-Kumdan gemi, denize dayanır mı ki diyorum?

-Gemileri karadan yürütenleri duymadın mı sen? hem ne demişler sen yeter ki başarabileceğine inan, Allah istese kumdan gemiler denizde de gider, havada da…

-Sen ne iş yapıyorsun bu gemilerde, kaptan mısın?

-Forsaydım(kayık çeken), kayık çektikçe karaya da ulaştım, kaptanlığa da.

‘’Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa mısın’’ diyecektim ki sözümü kesip giriyor lafa.

-Sen bana, beni mi anlattırıyorsun? Madem beni biliyorsun ne diye soruyorsun? ‘’Soruyorsun da niçin anlattıklarıma inanmıyorsun? İnanacaksan anlatayım bak dinle:

Benim adım doğduğumda Giovanni, büyüdüğümde Ali, sonradan Uluç Ali, Kılıç Ali, en son ise Kaptan-ı Derya Kılıç Ali. Genç yaşta Osmanlıya esir düştüm, yıllarca gemilerde forsalık yaptım. Yaşaya yaşaya Müslüman oldum. Uluç ali dediler. Cesaretime bakıp kılıç ali dediler. Başardıkça Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa..

İnebahtı, Kıbrıs, Endülüs, Tunus, İzmir, Cezayir…. bütün Akdeniz, hatta akdenizden de fazlası hangisini anlatayım ben sana?

 İnebahtıyı bilir misin? Osmanlı donanmasının ilk yakıldığı savaştır. Yenildik ama sakal bu ya dedik. bekledik. Yeniden çıktı. Meğer Gemiler kumdan olmasa bile denizde gidemeyebilirmiş anladık. Sokullu’nun isteği üzerine yeniden bir donanma hazırlamaya başladık. Beş buçuk ayda tam iki yüz elli gemi yaptık…’’

-Bir dakika dedim.  

Başımı ellerimin arasına aldım. Düşündüm. İtalya’dayım çizmenin burnunda, on bir yaşında bir çocuk bana, benim tarihimi anlatıyor, yetmiyor Kılıç Ali Paşa olduğunu söylüyor. Ha birde kocaman bir kumdan donanması var.

Ve bana, hadi ne diyeceksen de artık da işime gücüme bakayım dercesine bakıyor ve en sonunda…

Dayanamayıp soruyor

‘’Neden bu kadar şaşırdın ki? Akdeniz dünya üzerindeydi ben onu kalbimdeki inançla avucumun içine aldım. Sadece bu.’’

O an yanımıza balıkçı kıyafeti giymiş bir kadın geliyor, Ali’nin elinden tuttuğu gibi götürüyor. Aralarında İtalyanca konuşuyorlar, anlamıyorum. Ali bir ara arkasına dönüp bana bakıyor parmağıyla yaptığı kumdan gemileri işaret ediyor.

İşaret ettiği yöne bakıyorum. Bir geminin kenarına sıkıştırılmış kağıt parçasını fark ediyorum.

Alıp açıyorum….

” Hayalgücünü ve tarihe dair bütün bildiklerini yanına al. Hazırsan bir yolculuğa çıkıyoruz. Burası ilk duraktı calabria-italya.”

kağıttan kafamı kaldırdığımda bir de ne göreyim.

…………………………………………………..Devamı için tıklaynız ………………………………………………