Öylesine

imageGökyüzüne bakma isteği geldi birden içime… Öylesine belki dünya güzelleşir, hayat iki saniyeliğine durur diye değil. Sadece kafamı kaldırmak istedim. Taşlardan, kumlardan, yollardan…öylesine…
Uzandım. Döndüm güneşe. Önce bir gözlerimi kapadım. Sarı bir karanlığa büründü göz kapaklarım.

Açtım. Mavi gökyüzü, pastel boyayla çizilmiş güneş ışınları ve çamların uzadıkça sivrilen kısımları çerçeveledi dört bir yanı.

Ne kadar derine baktığımı merak ettim sonra. Bu gördüğüm mavilik kaç metre uzaktaydı. Kaç kat yukarısıydı. Kaç açılık bir genişlik, kaç ton mavilikti. Nasıl böyle eşsizdi? Nasıl bu kadar eşit ve adildi?
Güneş ise sağdan sağdan kör ediyordu. Elimi kaldırdım.

Koskoca güneşe dur demek istedim. Doğru açıyı bulup gözlerimi tam açana kadar gökyüzünde elimi gezdirdim. Arkada bir müzik olsa dans sayılırdı bu hareketim. Alkış alırdı. Oysa şimdi ne saçmaydı kim bilir dışardan bakanlara… Oysa baksalar gökyüzüne onlar da kaldırırlar ellerini…

Durdurmak isterler ışınlarını.
Sonra nasıl olduysa turgut uyar geldi aklıma “göğe bakma durağı” şiiriyle… Neydi
” ikimiz birden sevinebiliriz, göğe bakalım”
İkimiz birden mi sevineceğiz? Peki ikincimiz kim?

Ben hep oradan baksam gökyüzüne güneş batar, hava kararır ay ve yıldızlar koşar imdadıma… Bulut çıkar, yağmur yağar yere düşen damlalar su serper bütün umutsuzluğuma.
Yarını hatırlatır bütün mavilikler, o beyaz bulutlar ve güneş.

Hiç kaybolmayacakmış gibi duran güneş bile kararırken, kapkara gecede yıldızlar parlarken hangi umutsuzluk yer bulabilir kendine şu hayatta?

Allah bilir kimin duasıydı bu günün geceye kavuşması, kime dert oluyordu geceler de böyle hızlı geçiyordu. Güneş peki kimin ahını çıkartıyordu yazları?
Belki de en güzeliydi susmak ve göğe bakmak!
.
Kalkıp oturdum.
Dünya hala karanlıktı, ama sanki üzerime umut yağmıştı. Hayat mı? Bildiğin gibi…