O Ağaç O Yokuşta Nasıl Durmuş?

O ağaç o yokuşta nasıl durmuş?
Yıllık depresyon dönemi olan ekim-kasım aylarına girmiş bulunduğumuzdan ciddi anlamda psikolojik daralmalara, “ayy bu hayat boş bee” cümlelerine milletçe geçmiş bulunuyoruz.

Yaprağın, sararıp sararıp pastoral renklere bürünüşü yetmeyip bir de dalından düşüşü içimize adeta depresyon tohumları ekip yağan yağmurlarla da arada suluyor olması…

Anlayacağınız yine öyle günlerden bir gün. Okula 45 dakika önce gelmişim oturuyorum bahçede. Her zamanki saatte çıkıp nasıl 45 dakika önce geldiğimi sorguluyorum. Belki de diyorum trafik artık hep böyle olur. Ne biliyim açık ve akıcı hatta yoğun ve akıcı olsa ona bile razıyım. Yeter ki çile çekmeyelim saatlerce. İçimi bir sevinç umut kaplıyor.

Sonra okula bakıyorum. Dördüncü sınıfın vize dönemine iki gün kalmış. Okulun bitmesine ise bir kaç ay. Buraya başladığımdaki hayallerimi düşünüyorum. Neler neler vardı. Sonra yaptıklarımı bana kattıklarını düşünüyorum. Tanıştığım insanları, cam fanusları, aldığım dersleri, hatta sus paylarımı… kısacası gerçeklerle acı tanışma noktamdı bura benim.

Ne zaman böyle düşüncelere dalsam sonu burada ne işim varlı bir cümleyle bitiyor şimdi ise sormak istediğim başka bir soru var.

O Ağaç Bu Yokuşta Nasıl Kök Vermiş?

İşte bu sorunun cevabı gönlümeze gizlenmiş fiskiye. Ne mi? Vesvese veren şeytanı da bir yaradan var elbet yani umut vardır hep. Sen yeter ki boş olmadığına inan hayatın.