Bülent Ata ile Gençlik ve Asuman Üzerine Bir Sohbet

Hatırlarsınız Bi Avuç’da, daha önce Bülent Ata ile Rüya Dedektifi hakkında konuşmuştuk. Bu sefer ise hem Asuman hem de gençliğimizin sorunları üzerine sorular yönelttik kendisine… Okuyan herkesin aklında yeni ufuklar açan bir röportaj olması ise en büyük amacımız… Keyifli okumalar 🙂

Bi Avuç: Çok klişe bir soru belki ama gerçekten Asuman’ı yazmak nereden geldi aklınıza? 

Bir editör arkadaş ile sohbet ederken, aradığı kitap ve yazarla ilgili bir soru sormuştum. Mesleki bir soru bu. Güncel okur profili ile ilgili. 16-25 yaş arası genç kızların okuyacağı bir kitap ve onun kadın yazarı, cevabına karşılık olarak yazdım Asuman’ı. Okurların yaş profiline baktığımda bunu yakalamışım.

Kitap seni Asuman’ın dünyasına alıp götürüyor ve gülmekten kitabın ne zaman bittiğini anlayamıyorsun. Öte yandan Asuman hikayelerinin bir kısmı, aile bireylerinin hikayeleri bundan 6-7 yıl önce yazılmıştı. Asuman’ın gelmesi ile kitap tamamlanmış oldu.

Bi Avuç: Peki, Türk kızlarının genel özellikleri bir kazana koyulmuş kısık ateşte kaynatılmış ve ortaya Asuman çıkmış desek yanlış olur mu? 

Böyle de söylenebilir ama Asuman 2016 yılında yaşayan eğitimli, ne istediğini bilen, yerinde durmayan, olayların üstüne üstüne giden yerli bir karakter. Bu yanıyla genelin bir adım önünde. Genel tavrın duraksadığı yerde Asuman eyleme geçiyor. Ama bu bir yandan onun ölçüsüz, aykırı biri olması ile ilgili değil. Yine de bir muhafazakar kimlik var. O kimliği terk etmeden delilik yapan bir kız. 

Bi Avuç: Kitap dolu dizgin Asuman’ın Talip ile olan maceralarıyla giderken birden araya başka konular ve kişiler giriyor ve ritim düşüyor. Sanki bu konu biraz pat diye kesilmemiş mi?

Her şeyi mükemmel yapsaydım bu bile sıkıcı olabilirdi. Asuman kendi başına yaşayan biri değil. Ailesinden karakterleri de hikayeleri ile kitabın sayfalarında görüyoruz. Bu karakterler Abileri Sedat ve Vedat, Dayısı Heyhat ve yengesi Şaziment. Bu karakterlerin Asuman’dan bağımsız hikayeleri var. Bir diziyi izlerken esas karakterin dizinin başından sonuna her karede görünmesini bekleyemeyiz. Ama kitap söz konusu olunca okur bunu bekliyor. Beni biraz şaşırtan bir talep oldu bu. Ama okurun haklı olup olmadığını bilmiyoruz henüz.

Eskiden karışık kaset yaparken birbirine yakın duyguda parçaları peş peşe koyunca parçalar sıkıcı gelirdi. Bu yüzden arada bir daha hareketli parçalar da serpiştirilirdi. Asuman’ı anlatmak ailesini anlatmakla daha büyük bir hikaye evrenine ulaşacak diye düşünüyorum. Oralarda da başka tatlar ve karakterler oluşacak. İkinci kitabın yazımı bitti ve Asuman’sız hikayeleri dosyayı editörüme gönderdim. Bakalım ne olacak?

fullsizerender_4

Bi Avuç: Sizin kitaplarınızı okuyunca “bundan ne güzel dizi olur” diyorum. Kitaplarınızı bilerek mi dizi yapmıyorsunuz yoksa onun da bir zamanı mı var?

2009-20014 yılları arasında TRT’de altı yıl boyunca pek çok dizi projesinin yapımından sorumlu olarak çalıştım. Leyla ile Mecnun, Seksenler, Böyle Bitmesin, Beni Böyle Sev gibi. Bu benim işim. Son dönem yazdığım şeyler hakkında sıklıkla söylenen bir şey bu. Evet yazarken bir dizi olsun diye yazıyorum sanki. Ama bu metinleri dizi yapmak için pek çok unsurun bir araya gelmesi gerekiyor. Dizi senaryosu yazmak ayrı bir iş.

Benim yazdığım kaynak metin, proje tasarımı çok çok bir sinema filmi senaryosu olabilir. Bir dizi için her hafta 60-70 sayfa Asuman senaryosu yapmak profesyonel dizi senaristleri ister. Sonra bir yapımcının bunu alıp bir kanala satması gerekiyor. Bunlar da subjektif süreçler. Ya da elime Asuman’ın proje tasarımını alıp senarist, yapımcı aramalıyım. Bir gün bunu yaparım belki ama bu süreçte yapabileceğim şey şimdilik yazmak.

Bi Avuç: Asuman “ertesi gün bir işim yok, bir amacım yok” , “ikinci yüksek lisansı mı yapayım?” ve “aldığım eğitim benim mutsuz olmamı istiyor” gibi cümleler kuran bir karakter. Günümüze baktığımız zaman bu ve benzeri cümleleri kuran o kadar geniş bir kitle varki -hatta ben de onlardan biriyim- şehirler üniversite, üniversiteler öğrenci dolu ama gelecek planları konusunda ise herkes hayal fakiri. Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz neden böyleyiz? Sorun kimde? 

Hepimiz bu durumdayız. Dönüşüm çok hızlı ve her an her şey değişiyor. Belirsizlik içerisinde yaşamaya alışıyoruz. Asuman sadece bunu derli toplu söylemiş ama ertesi gün yeniden o aşure kazanının içinde yüzerken bulacak kendini.

”Yemek yapıp yiyeceğimiz bir yer sanıyoruz üniversiteyi….”

Bi Avuç: Umduğumuzu bulmayı geçtim bulduğumuz gibi bile kalamayan bir yerden bahsediyoruz. Peki sizce Üniversite ne değildir?

Biraz da problem bizde. Bize beğenmemek, yetinmemek, daha iyisini istemek öğretildi. Bize verilmeyeni almak için beklediğimiz yer üniversite. Oysa dağı taşı inleterek kendi yolumuzu aşmak zorundayız. Üniversite insana kendine inanmayı, özgüven aşılamayı öğreten bir yer değil. Tabildot yemek verir gibi ders veriyor. Oysa biz bir mutfakta yemek yapmayı öğreneceğimiz, yemek yapıp yiyeceğimiz bir yer sanıyoruz üniversiteyi. Üniversiteler meslek lisesi olmuş durumda. İstisna yerler, şanslı öğrenciler mutlaka vardır.

fullsizerender_3

Bi Avuç: Baktığımız zaman toplumdaki bir takım gelişmelere karşı kültürel iktidarın hala değişemediğini en açık haliyle görebiliyoruz. En ufak bir olayda tıkırdıyor. Neden kültürel iktidar yıkılamıyor? bu konuda her iki tarafta suçlu diyebilir miyiz? 

Biz insanların cevherine, kalitesine değil onun ilişki kurabilme, referans bulabilme başarısına inanıyoruz. Kültürel iktidar bir tasarım ve ilizyon becerisi istiyor ama her şeyden önce bir var olma, adanma işi. Türkiye’nin kültürel iktidarını şu ana kadar kaplayan insanların kitaplarının basılması, tiyatro oyunlarının sahnelenmesi, sinema filmlerinin çekilmesi için seferber olmuş oturmuş bir sistem var, bankalar, bakanlıklar, vakıflar var. Bunun kadar da bu işleri yapmaya kafayı koymuş, hayatını buna adamış insanlar var. Adamlar işlerini iyi yapıyor diye kızmak gereksiz.

Bugün o kültürel iktidarın kapısından geçebilmenin ölçüleri var. O film festivaline filminizin davet edilmesi, o kitapevine kitabınızın dağıtılabilmesi, yazdığınız tiyatro oyununun sahnelenebilmesi için doğru insanları tanımalısınız ve onlarla aynı şarkıyı söyleyebilmeli, danslarına eşlik edebilmelisiniz. O kapıdan geçen ve o mahalleye yerleşen pek çok “senden” insan da var. Oyunu kuralına göre oynamanın adını biz “mahalle değiştirmek” olarak koymuşuz. Beceriksiz kültür sanat yöneticilerimiz cins adamları kaçırmış. Pek çoğunun da üstüne kuluçkaya yatıp boğmuşlar.

Bir örnek Enis Batur. Başında bulunduğu, Yapı Kredi yayınları ve kitaplık dergisi son 20 yıl bastığı kitaplarla, verdiği teliflerle destek olduğu yazarların üretme motivasyonlarını diri tutmaya katkı vermiştir. İş bankası yine kitap yayınları ile, Akbank ve Garanti bankası görsel sanatlara katkısı ile bu kültürel iktidarın lojistiğini sağlamıştır. Önceki yıllarda milli eğitim ve kültür bakanlığı kitap basımı, tiyatro ve sinemaya verdiği katkı ile buraya mühimmat taşımıştır. Bunları da iyi ki yapmıştır. Ellerine sağlık, bu işlerin nasıl yapılacağının örneğidir yaptıkları. Adamlar kendi gibi düşünen yaşayan kaliteli kültür sanat insanını bulup çıkartmış ve o boşluğu doldurmuş.

Bizim sorunumuz o boşluğu para ile ölçüp para kazanmak isteyenler için bir fırsat kapısı sanmamız. Biz kurumsal düşünmeyi beceremeyince adamlar da senin insanını devşirip kültür savaşında lejyoner yapıp üstüne sürer böyle. En azından kitaplarımızın dağıtılıp okura ulaşabileceği kitapevleri açılsa. Şu an ki kurumsal kitapevleri bile alttan alta militan bir kafayla yapıyor bu işleri. Ankara’dan biliyorum bulamazsınız Sezai Karakoç’u, Rasim Özdenören’i büyük kitapevlerinde. Satmadığından değil militanlıktan koymazlar. İşte bu insanı aptal yerine koyan kafayı değiştirmek lazım. Aynı şey sinemada, aynı şey tiyatroda geçerli.

Kültür bakanlığının yakın zamanda başlattığı kitap yazım desteği başarılı olmalı ki şiddetli bir muhalefet var. Bu orada iyi bir şey yapıldığına işaret. Sinema alanında yapılması gereken daha çok şey var. Neredeyse hiçbir kültürel harekete kamu bankaları ciddi bir destek vermiyor. Bilmiyorsak bizim eksikliğimiz hemen paylaşırız, ama yok. Resim, hat çalışmaları satın almayı saymıyorum. Kitlesel etki yaratan kültür sanat çalışmalarını önceleyerek basılan kitaplar, sahnelenen müzikaller, tiyatro oyunları, sinema filmleri için daha geniş çaplı destekler, atılımlar yapılmalı.

fullsizerender

Bi Avuç: Sizce Muhafazakar gençlerde biraz özgüven eksikliği söz konusu mu? Yine aynı şekilde bu kesim evde başka bir kültürle ama dışarda çalışma ortamında ve sokakta ise bambaşka bir kültür etkisinde olmaktan dolayı bir kimlik sorunu yaşıyor olabilir mi? 

Özgüven eksikliği, yetiştirilme tarzı ne derseniz deyin. Bu işlere saygı duyulmayan ortamlarda yetişmek, popüler olanın, kolayca elde edilenin peşine düşmek de etkili mutlaka. Çok kolay sıkılıyoruz. Çok kolay elde etmek istiyoruz. Yanlış rol modellerinin peşindeyiz. Muhafazakar olarak tanımlanmayan gençler de bundan farklı bir durumda değil. Onlar da benzer.

Bi Avuç: Geçtiğimiz hafta söyleşide şöyle bir cümle kurmuştunuz “boş duran dedikodu yapar.”  Peki bu röportajı okuyan gençlere boş durmamaları için neler önerirsiniz?

Her şey planla programla olmuyor, bazen zuhurat da kapı açabilir. Ama neyle uğraşmak istiyorlarsa o alanda okusunlar, dinlesinler, seyretsin ve yazıp uygulasınlar. Yönetmen mi olmak istiyorlar. Nasıl bir film çekmek isterlerdi? Onun bir örneğini bulsunlar. Onun üretimine katkı veren insanları araştırsın, yazıları okusun, videoları seyretsinler. Bir dedektif gibi kafayı takıp belki o insanlarla bir araya gelsinler. Mümkündür belki birlikte bir şey yapacaklar.

Öğrenmek ve anlamak, doğru anlamak, başka türlü anlamak, katkı vermek pek çok şekilde olabilir. Kimse iki gün sonra, “gel bu işi sen yap” demez. O işi iyi yapmanın okulu ve müfredatı bazen vardır, bazen onu sen yazarsın. Kafaya takın ve pes etmeyin. Olmuyorsa başka bir şey deneyin, kendinizi de hasta etmeyin. 

Bi Avuç: Senarist olmak isteyenler için bir kaç öneride bulunabilir misiniz? Ne yapmaları gerek, hangi kitapları okumalarını önerirsiniz? Kendilerine nasıl bir yol çizsinler? 

Senarist olmanın pek çok yolu olabilir. Edebiyat sevgisi, müzik ve sinema sevgisi, anlatma ve dinleme sevgisi, kaybolma ve bulma sevgisi. Okunacak pek çok kitap ve kurslar var. Senaristlik özellikle televizyon için dizi yazmak aslında sanat olmaktan çok bir zanaat. Bu sebeple bir senaryo ekibine katılmak bir süre ne söylenirse yazmak, bir tür çile hayatından sonra iyi bir senarist olmak mümkün galiba.

**Sorduğumuz her soruya verdiği her cevap için Bülent Ata’ya bir kez daha çok teşekkür ederiz :)**