Pollyanna ile Çıktığımız Yolculuk

İlkokuldayken okumuştum Pollyanna’yı o zamandan beri de kendime sorduğum bir sorudur. ‘’ İki ayağının da tutuyor olmasına rağmen eve gelen bir kutudan çıkan koltuk değnekleriyle mutlu olan Pollyanna gibi yaşamak mümkün mü?’’

İnsanın elindekiyle mutlu olabilmesi, zor şartlarda dahi tutunacak bir dal bulabilmesi gerçekçi mi? Umut, umutsuzlarda mı gizli?

Kalbimizin içine Gizlenmiş bir hazine mi yoksa umut. Aklımızın doğru adımları atmasını bekleyen kilitli bir sandığın şifresi mi? Kilidi açılacak sandığın ve elimizdekilerle yetinmeyi mi öğreneceğiz?

İşte bu çıkmazın doğru cevabını ararken üç şık buldum kendime, Pollyanna’nın gerçek üstü mutluluk oyununa cevabı Niyazi-i Mısri’de, Müslüm Gürses’de ve Neşet Ertaş’ta buldum.

İlk seçenek Niyazi-i Mısri’nin de dediği gibi. Belki de dermanımız derdimizdir. Delilimiz aldığımız nefestir. Bir buhrana kapılmışız burhanımızı bulamıyoruzdur. Olamaz mı? Olur.

‘’derman arardım derdime


derdim bana derman imiş


burhan arardım aslıma


aslım bana burhan imiş’’

Her gecenin sabah olmasına, her kışın bahara kavuşmasına değil de verdiğimiz nefese rağmen yeni birini alabiliyor olmamızdadır belki de umut. O hani beğenmediğimiz derdimizdedir.

İkinci bir şık daha var tabi, ya içimize gizlenmemişse umut, dışardan bir dayanağı varsa? Duyacağımız bir ses de, gördüğümüz bir çift göz de ise? Kilitli sandıklara saklanmış umudumuzun anahtarı tanımadıklarımızda kaldıysa. Daha doğrusu tanıştığımız an da bizi karanlığa atanlardaysa… Müslüm Gürses’in de o iç yakan şarkısında da dediği gibi.

Kimilerinin yüreğinde umutlarımız kalmışsa… yarınlarımız birine emanet olmuşsa..

‘’neredeysen bir haber gönder

diğer yarım yanında kalmış

yaşayamam gelmezsen eğer

yarınlarım hep sende kalmış

 

ellerinde sıcaklığım

saçlarında baharlarım

yüreğinde umutlarım

gözlerinde gözlerim kalmış

 

karanlıklar ülkesindeyim

ışıklarım hep sende kalmış

çekilmeyen dertlerimleyim

sevinçlerim hep sende kalmış’’ 

Farkında olmadan düşürdüysek, ya da çaldırdıysak, bakıp da umut dolduğumuz bahar bile saçlarına takıldıysa, ve artık bakıp da göremiyorsak…. Dökülen yapraklar gibi döküldüyse mutluluklar?

Pollyanna’nın meşhur mutluluk oyunu burada devreye giriyor işte. Evet evet. Tam şurada. Üçüncü şıkta. Yani, eğer gizlenmiş anahtarın nerede olduğunu biliyorsak ama alamıyorsak bile sevinmeli miyiz? Umudumuzun birinde olmasına rağmen gülebilir miyiz? Hani bir daha hiç kavuşamayacağımızı bilmememize rağmen. Mutlu olabilir miyiz?

Pollyanna’ya sorarsan ‘’evet’’ der.

Buradaki sevincimizin dayanağı umudunun nerde olduğunu dahi bilmeyenlerin varlığı. Belki evet uzaklarda, belki evet kavuşamamalarda…. Ama var hala hayatta.

İşte şu zor sorunun en zor şıkkına geldik. Kutudan hiç işine yaramayacak olmasına rağmen çıkan koltuk değneklerine sevinebilmenin sırrına…

Üçüncü şıkkımız, Neşet Ertaş’ın radyodan kalbimize ok gibi gelen sesinin kim bilir hangi kalplere çaresizliğini hatırlatan şarkısı…

Arayıp da çare bulamayanlara… Sararıp solanlara… Ağlayan gözleri bir türlü gülemeyenlere.. Pollyanna’nın bile onları düşünüp haline şükrettiği o çaresiz kimselere gelsin.

‘’Aradım derdime çare mi buldun

Bu sevda elinden sararıp soldum

Sefil mecnun gibi leyla’dan oldum

Derdimi ellere diye mi bildim

Ağladı gözlerim güle mi bildim ‘’

 İşte küçücük kalplere mutlu olabilmeyi anlatan Pollyanna ile çıktığımız yolculuğun sonunda minik kızımız arabeskle tanışıyor ve tam da yaşadığı memleketin dünyaya tanıttığı teknolojik hatayı veriyor. Aradığımız Pollyanna’ya şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

‘’404 Server Not Found!’’

Hani hala mutlu olabilmek mümkündü Pollyanna?

Dur sen sus, bu sefer ben cevap vereceğim. Derdini derman edinecektin sen… Umudunu umutsuzlara bağlamayacaktın sen…