Üç Günlük Van Seyahatim

 İstanbulda on yıldır alışveriş yaptığımız fırın, dahi gün geliyor 10 kuruşluk borcumuzu kenara yazıyorken, Van’da ”altın versen almam abi senden para” diyen esnaflar var. Biz İstanbulda taksiye bindiğimizde plakasını 3 ayrı kişiye gönderirken Van’da taksiciler dahi aileden olmuş durumda. Evet evet yine bir Van yazısıyla karşınızdayım.

Bi Avuç’a yolu bir kez dahi düşen bilir ki Vanlıyım. Zaten arkadaşlarım başta olmak üzere yakın çevreme Van’a dair her ayrıntıyı ezberletmiş ve onları en az bir kere van kahvaltısına misafir etmişimdir. Şimdi belki olur da bilmeyenler çıkar diye hani filan, tekrar dinlemek isteyenler olur diye, ama en çok da yaşadığım üç günün hatırası bir köşede dursun birilerine ilham olsun diye geçtiğimiz cuma gittiğim üç günlük Van seyahatimi anlatayım dedim.

Döneli henüz 24 saat olmadı ama ablama o kadar çok anımızı anlattık ki en sonunda “siz bunların hepsini üç günde mi yaşadınız?” diye sordu. Ama inanır mısınız bilmem bu üç günde yaşadığımız samimiyeti, misafirperverliği, tadı tuzu rahatı hiçbir yerde bulamazdık. Aynı geçen sene gittiğimde yaşadığım güzel anılar gibi.

Memleketim diye demiyorum ama yoo ya da vaz geçtim baya memleketim diye diyorum Van’ın yerlileri olarak çok iyi insanlarız hala orada yaşayanlar olarak onlar çok çok daha iyi insanlar. Doğu’nun Paris’i derler hakikaten öyle kışı ayrı baharı ayrı güzel.

Bir tarafta en karlı haliyle Artos Sıradağları diğer tarafta Erek ve Akköprü. Edremit ve İskele hele o kahvaltıcı salonları… her lafı nasıl kahvaltıya bağlıyorum inanın bende bilmiyorum ama kahvaltı bizde yok edilemeyecek, gözden kaçırılamayacak kadar büyük bir kültür. Yazarken acıkmaktan korktuğum için kahvaltıya dair ayrıntıları burada es geçiyorum.

Gevaş

Geçen sefer Abalı, İskele, Hüsrev Paşa Külliyesi, Kale taraflarına doğru gezmiştik bu sefer ise Gevaş’a doğru gittik. Yol boyunca karşıda Artos Sıradağları, sağda göl (ki bana sorarsanız kesinlikle deniz) ve solda ara ara çıkan koyun sürüleri. Arabada bol muhabbet… ve tabi ki yola çıkmadan önce Edremitte, Sütçü Fevzi’de tıka basa yapılmış bir kahvaltı. Yine mi kahvaltı dedim ben.

Artos Sıradağları demişken Evliya Çelebi’nin kitabından rivayet edildiğine göre Adana’dan İran’a kadar giden bu dağlarda bir maymun hiç yere inmeden ağaçların üstünde bu yolu gidip gelebilirmiş. Gerçek olması halinde nasıl büyük bir hikmet bu değil mi?

Ama işte Anadolu türlü çeşit güzelliklerle, ibretlik hikayelerle dolu her köşesinde evliyaların olduğu koca bir hazine. Yine bizim güzergah üzerinden kısa bir hikayeyle bu konuya değinmek istiyorum.
Gevaş’a doğru giderken solda bir Selçuklu türbesi biraz ilerisinde ise bir başka büyük zatın türbesi bulunuyor. Rivayete göre bu zat hacca gitmek çok istermiş ancak hacca gidememesine rağmen o sene Hacca giden herkes onu hacda görmüş. Ve döndüklerinde sen hacdaydın dediklerin de hayır ben orada değildim demiş.

İşte bunun gibi sadece bir kaç kilometrelik bir mesafede bile her köşede adı bilinen bilinmeyen onlarca evliya var topraklarımızda. Hani hep diyoruz ya bunca rezilliğe rağmen nasıl helak olmuyoruz diye belki de yerin altındakiler sayesindedir?Ve tüm bu güzelliklerin hepsine inatla gölge düşürmeye çalışan pisliklerle dolu bu ülke ama yine de Mehmet Akif’in Ye’s Şiirinden bir bölümle bitirmek istiyorum yazımı ki umudun bizde olduğunu bir kez daha hatırlayalım.

Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar…
Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.

Teşekkür

Ve tabi ki üç gün boyunca bizi ağırlayan, gezdiren, evde olsam bu kadar rahat etmezdim dedirten herkese ayrı ayrı çok teşekkür ederim. Belki Elif Abla’nın dediği gibi Van’da onlar da ‘bi avuç’ kaldılar ama o avuç iyiki de var. kalpler kalpler kalpler 🙂

Geçen sene yazdığım Van yazılarımı okumak için buraya, Uğur Işılak’ın seslendirdiği Ye’s şiirini dinlemek için burayı ve Edremit Van’a bakar türküsünü dinlemek içinse buraya tıklamanız yeterli 🙂

yazının öne çıkan görselindeki çiçek ise Zerengadek 🌸