Bodrum Dünya’nın Cenneti Miydi?

MFÖ’nün meşhur Bodrum şarkısında da söylediği gibi ” Nasıl anlatsam nereden başlasam Bodrum Bodrum…” Geçen hafta iki günlüğüne gittiğim Bodrum tatilimde tam olarak böyle aslında. Nasıl anlatsam nereden başlasam bilmiyorum.

Bodrum’u benim için çok özel yapan asıl neden üç yıl önce vefat eden dedem.  2001 yılına yani ben daha 8 yaşımdaykene kadar dayanan uzun bir hikayesi var. Her yanı sanki anılarımız ve ”dede bizi buraya götürsene, dondurma ısmarlasana, bahçeyi sulayacak mıyız? Markete, pazara gidelim…” cümleleri ile dolu. Bu sefer ise 4-5 yıl aradan sonra ilk defa gittim Bodrum’a. Bir yer hiç mi değişmez? Öyle güzel ki hala begonvil ve beyaz. Muhteşem ve aşık olunası denizi. Ama eksik olan biri var; dedem.

Yazıya başlamadan önce bir de şunu söylemek istiyorum, çocukluğunuzda size mutluluk veren insanlara, vefat ettikten sonra baktığınız her yerde hatırlıyor rahmet okuyorsunuz. İyilikle anıyorsunuz. Kimileri de var ki hayattayken bile sabır çektiriyor. Hani aslında kimseyi de suçlamamak lazım o şöyle bu böyle diye sen, seni nasıl bilsinler istersen öyle yaşa ve onu yay. Bırak diğerleri istediği duyguda yüzsün ya da boğulsun.

İki günlük gidince yapılacak şeyler sınırlı oluyor tabi. Malumunuz denize girmek filan pek muhafazakar kesime nasip olmaz Ege’de. Yani haşema ile girebilirsin tabi ancak ben pek sevmiyorum açıkçası doğruda bulmuyorum. Ama sizin kendi tercihiniz eğer giriyorsanız Bodrum’a girişteki Rixos’dan ardından Babylon’dan başlayarak her köşesinde denize girebilirsiniz.

Biz girmeyi eskiden beri tercih etmeyiz daha çok gezmesini severiz; Bodrum, Turgutreis, Gümüşlük, Yalıkavak hatta çarşı pazar…

Bu sefer gittiğimizde de bir nevi anılarımızı canlandırma arayışına girdik. İlk durak Bodrum. Her salı Bodrum meydanında pazar kurulur. Bizimde gittiğimiz gün salıya denk gelince tabi koşarak gittik pazara. Öyle aman aman bir pazar değil tabi ama anılar işte hangi kelime ile anlatılır bilmiyorum. Sanırım bu yazı biraz duygusal oldu kusura bakmayın.

Bodrum’un her köşesinde en ufak bir büfe dahi malesef alkollü. Alkolsüz bir mekan bulmak çok zor. Biz yine çocukluğum diyeceğim ama gerçekten çocukluğumuzdan beri Bodrum’da ki Mado’ya gideriz. İddia ediyorum daha güzel manzarası olan bir Mado yoktur. Denizin üstünde bir limonata içmek ve maviliği seyretmek balıklara bakmak bambaşka bir zevk. Bir de alkolsüz mekana tavsiye olarak hem de çok lezzetli dondurmasıyla yeni açılmış Milk Juice var. Seçtiğiniz malzemeler ile kişiye özel dondurma yapıyorlar. Hemen Bodrum çarşısının girişinde.

Bodrum Marina’yı gezmek Kale’den harika Bodrum manzarasına bakmakta yapılabilecekler arasında.

Turgutreis…

Bodrum’un en güzel yeri bence Turgutreis. Gümüşlük tarafından gelince birden tam karşıdan öyle güzel gözükür ki. Bilmiyorum anlatabiliyor muyum ama ben yazarken bile bir tuhaf oluyorum. Kusursuzluk. Dünya’nın cenneti miydi Bodrum? Beyaz evlerin çatılarına kadar dolanmış begonviller ve masmavi denizi. Aralıksız öten cırcır böcekleri.

Bodrum’un her köşesi hediyelik eşyalar ve incik boncuk ile dolu. Tabi ki daha önce yazdığım yazılarımı okuduysanız benim takıya ne kadar meraklı olduğumu biliyorsunuzdur. İlk defa bir yazımı okuyorsanız da söyleyeyim kazandığım bütün parayı bileklik ve yüzüğe verebilirim. Böyle de saçma bir takıntım var malesef.

Turgutreis’in Şehit Barış Akay parkının içine kurulan Sanatçılar Sokağı’da tam olarak benim gibi olanlar için bir cennet. Stanttan standa geçene kadar aklım allak bullak oluyordu. Takılar, kutular, bileklikler, yüzükler Allah… evet evet aklım almadıklarım da kaldı.

Hayatınızda hiç Bodrum’a gitmemişseniz bile Bodrum denince aklınıza mutlaka mandalina geliyordur. Bursa’nın iskenderi Hatay’ın künefesi gibi bir şey. Bodrum’un king mandalinası. Bodrumlularda sağolsun aklınıza gelebilecek her şeyi mandalinalı yaparak tüm dünyaya mandalinasının güzelliğini tanıtmak istemiş. Lokum, reçel, kurutulmuş mandalina, mandalinalı türk kahvesi…

Turgutreis’in meydanında Metin Cıngıloğlu diye bir dükkan var işte oradan mandalinanın milyon çeşit halini ve Bodrum’a özel diğer tadları bulabilirsiniz. Kahvaltıya gittiğimiz mekanda karpuz kabuğu reçeli vardı. Biliyorsunuz halis muhlis Vanlıyım ben öyle karpuz kabuğu reçeli gibi antin kuntin şeyler pek bana göre değil biz daha çok gül, vişne reçeli gibi tadları tercih ediyoruz. Teyzemin reçele yorumunu söylersem  daha net anlatmış olurum sanırım durumu; ”bunlar ne yapmış şekeri kireçe mi yatırmışlar?”  Ama açıkçası ekşi tadları seven biri olarak ben limon kabuğu reçelini merak etmiyor değilim.

Bodrum’a özgü bir diğer tat ise otlu börek ve gözlemeleri. İçinde çim bile olabilir demiştim Instagram hikayelerimde, ama otu hiç sevmeyen ben bile bayıldım. Fotoğrafını çektim ama sonra nedense silmişim hatırlayanlar vardır umarım. Belki tarifini bilenler bile olabilir aranızda. Yani bizimle de paylaşsa fena olmaz hani 🙂

Gecesi ayrı güzel gündüzü ayrı güzel Bodrum’un. Eğer bir gün yolununz düşerse Ege kıyılarına rotanızı Bodrum’dan da geçirmeyi unutmayın. 🙂  Bu arada instagram üzerinden Bodrum hakkında bir çekiliş düzenlemeyi planlıyorum. Katılmayı unutmayın.

MFÖ Bodrum şarkısını da buraya koyuyorum dinlemek isteyenlere