Sosyal Medya Ne Değildir?

Yediğimiz yemek, gittiğimiz film, gördüğümüz manzara hatta atmak istediğimiz her laf için bize kucağını açan sosyal medya hakkında konuşmak istiyorum. İnanır mısınız bilmiyorum ama sanal dünya dediğimiz sosyal medya aslında hiç de sanal değil. Tam aksine gerçeğin 21. yüzyıl hali de diyebiliriz.

TDK’da sanal kelimesi  ”Gerçekte yeri olmayıp zihinde tasarlanan” olarak tanımlanıyor. Biz de sosyal medyaya sanal diyoruz. Ama yediğimiz yemeğin fotoğrafını koyuyoruz. Yemek gerçek. Uçağa bindiğimizde bileti koyuyoruz. Bilet gerçek. Kitap okuduğumuzda kitabı koyuyoruz. Kitap gerçek. Laf attığımızda düşüncelerimizi koyuyoruz. Düşündüklerimiz gerçek. O zaman bunun neresi sanal?

İnsanlar belli eğitimleri aldıktan sonra aldıkları sıfatları sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte kaybettiler. Çünkü artık 13 yaşındaki çocuk futbol yorumcusu, her genç kız makyöz, yaş – cinsiyet fark etmez herkes siyasetçi, modacı, fotoğrafçı, sanatçı…. ırkçı oldu. Evet evet ırkçı. Hatta bölücü. Kalp kırıcı. Yalancı. Ama en sonda da yabancı oldu.

Hayatın gerçeklerine, acılara, olaylara, yaşanmışlıklara ve yaşanabileceklere her şeye yabancı oldu. Her şey güldürü unsuru. Sahip olunan her mal bir hava atma aracı. Çığır açmadı kimse de, çığrından çıktı herkes. Peki sanal olmayan bu sosyal medya başka ne değil?

Saklanabileceğiniz bir ortam değil

Bir kalıbın ya da nick name’in arkasına saklanarak laf atabileceğimiz, hakaret edebileceğimiz bir yer hiç değil. Dediğim gibi sanal bir yer olmayan bu dünya da sanal bir kimlikle var olamazsınız. Olduğunuzu sansanızda sadece kendinizi kandırırsınız.

Siz uydurmasyon bir kullanıcı adıyla açtığınız hesaplar üzerinden hiç tanımadığınız ünlülere ve siyasetçiler laf atsanız da bağlandığınız IP adresiyle şıp diye bulunmanız sadece bir ihbara bakar. Hadi tamam emniyet bulmadı diyelim Allah aşkına sosyal medya üzerinden laf atıp, hakaret ederek neyimizi tatmin edebiliriz.

Bir de sen sildim sanırsın ama o silinmez o yazdıkların, paylaştıkların… Kapı gibi durur. Sadece adli kurumlar için değil. Sinirlenirsin paylaşırsın kırıcı sözler ama sonra pişman olur silersin. Silersinde sen oradan buradan sildiğinde kırdıklarının hafızası silinmiyor ki!

Hem benden size küçük bir tavsiye gördüğünüzde yüzüne söyleyemeyeceğiniz hiç bir şeyi sosyal medyada söylemeyin. Çünkü bu sağlıklı bir kişiliğe de sığmaz.

Gülünecek şey var, gülünecek şey var

Özellikle twitter’da gerçekten komik paylaşımlar var. Gülünecek hatta tekrar tekrar paylaşılacak twitlere gönderilere hepimiz rastlıyoruz. Ama, ki bana sorarsanız en kritik nokta da bu, her şeye de gülünmez ki. Her şeye gülersek en sonunda ağlanacak halimize de güleriz. İşte o zamanda tek laf etmeye hakkımız olmaz. Taviz tavizi doğurur. Bu hep böyledir.

Güldürerek normalleştirilmesine izin verme!

Saygı sende başlar

Saygı en önemlisi sanırım. Takip ettiğimiz bir kişi hele de özel hayatını dahi ince detaylarına kadar paylaşıyorsa evimizden biri gibi oluyor. İnsan bazen annesini babasını görmüyor da o kadın her an sayfanızın en üstünde bir pozla, paylaşımla yer alıyor. Hal böyle olunca aradaki ilişki aşınıyor aşınıyor ve tek taraflı bir yüz gözlüğe dönüşüyor. Sonra da saygısızlık doğuyor ve ipler kopuyor tabi… Aynı gerçek hayattaki gibi.

Kısacası sosyal medya; sanal, gizli, komik ve saygısızlık yapılacak kadar özgür olunan bir yer değil. Evet gerçekten sanallaşan bir şeyler var ama sosyal medya da değil gerçeklerde; yaşantımızda, duygularımızda…

Çuvaldızı kendime batırmaya gelince…

Bu yazımla kimseyi suçlamıyorum çünkü en çok kendim seviyorum sosyal medyayı. Sevdiğim moda, makyaj, dekorasyon hesapları da var kendimden küçük olmasına rağmen çekinmeden takip ettiğim onlarca başarılı isim de var. Paylaşmayı çok seven biri olarak izlediğim filmleri, okuduğum kitapları gittiğim gördüğüm yerleri paylaşmak hoşuma gidiyor. Yaptığım doğru mu? Kimine göre doğru, kimine göre yanlış.

Ama en azından kendimi sınırlandırdığım bir nokta var özel hayatım. Sosyal medyayı kullanmaya başladığım günden beri gerçekte görüşmediğim hiç kimseyle aile hayatımı paylaşmıyorum. Bu da benim kırmızı çizgim. Asla büyük konuşmuyorum yarın bir gün kırmızı çizgim kaybolur gider belki de kim bilir? Ama 5 yıldır bu böyle umarım böyle de devam eder.

Dikkat ettiğim bir diğer nokta ise gördüğüme hemen inanmıyorum. Sorguluyorum. Kaynağını araştırıyorum. Ve tabi ki laf atıldığında görüyorum. Duyuyorum.. Ama kaale almıyorum. Neden alayım cesareti olan yüzyüzeyken söylesin.

Ve kesinlikle sosyal medyanın doğru kullanıldığında çok da güzel olabileceğini düşünüyorum. Instagram sayesinde evine ek gelir getiren onca ev hanımı var. İnsanlara yardım edenler, sesini duyuranlar, hayatı kolaylaşanlar… say say bitmez. Bazen onlarca dilekçe verirsinde işe yaramaz bir twitle hallolur her şey. Sen yeter ki gerçek hayatta olduğun gibi ol.

Kısacası benim derdim diğerleri ile…